---
title: "O Yanlış Anlaşılan Anlar: Benzerlik Arayışında Kaybolduğum Noktalar"
description: "Bu köşede, bazen elimdeki o tozlu sayfaları karıştırırken, geriye dönüp baktığımda bütün ihtişamı kurtaramadığım, bîçare bir kabulle yüzleşmek zorunda…"
date: 2026-11-05T05:14:35Z
updated: 2026-11-05T05:14:35Z
author: "Mustafa Aksoy"
site: "Albümin Gibi: Saha Kenarından Sesler"
language: "tr"
tags: ["futbol-anılarınağı-öğretmen-geçmiş"]
url: "https://90lartopukoklar.nasilalinir.com/o-yanlis-anlasilan-anlar-benzerlik-arayisinda-kayboldugum-noktalar"
---

# O Yanlış Anlaşılan Anlar: Benzerlik Arayışında Kaybolduğum Noktalar

Bu köşede, bazen elimdeki o tozlu sayfaları karıştırırken, geriye dönüp baktığımda bütün ihtişamı kurtaramadığım, bîçare bir kabulle yüzleşmek zorunda kaldığım anlar oluyor. Sanki bir film şeridinin ortasına düşmüş gibiyiz; kimi kareler müthiş bir senkronizasyonla o büyük anlatıyı kurarken, kimi karelerde ise bütün o kurduğumuz o görkemli mimari çatlamış oluyor. Ve ben, Mustafa Aksoy, o çatlağın tam ortasında durup, "Acaba benim prensibim nerede yanlış gitti?" diye soran bir eski öğretmen rolüne bürünüyorum.

Bizler, bu oyunu bir bütün olarak, bütün parçalarıyla, o yılların nabzıyla takip ettik. Benim için futbol sadece skor tabelasındaki rakamların toplamı değildi; bir ruh halinin, bir dönemin, bir neslin kolektif bilinçaltının sahaya yansımasıydı. Oysa bazen, bu bütünlüğün sağlanamayan bir kısmı oluyor. Benim bütünlüğe olan o sarsılmaz inancım, bazen de en büyük yanılgımın temeli olmuş.

## Kusursuzluğumun Gölgesi

Benim için her şeyin bir sebebi vardı. 90’ların o büyük maçlarını izlerken, taktiksel bir soyutlama değil, sanki bütün kozmosun bu iki kare arasındaki gerilimle çözümlendiği o nihai bilinmezlik anını yaşıyorduk. Bir pasın açısı, bir savunmacının omuzunun hafifçe kayması, benim zihnimde bütün bir domino etkisi yaratırdı. Her hareketin, her pasın, o büyük finalin o kilit noktasındaki bilinçli bir tercihin sonucu olduğuna inanırdım.

İşte bu, bazen beni tuzağa düşüren şeydi. Benim tahminim, ya da ısrarla bu tahminim, o anki kaosu, ancak benim kurduğum o kusursuz, mantıksal bir yapıya oturtmaya çalışıyordu. Eğer bir takımın düşüşünü görüyorsam, bunun mutlaka daha önceki bir bilinçli hatanın, o büyük teorik eksikliğin vücut bulmuş hali olduğuna inanıyordum. Bir türlü kabul edemiyordum ki bazen, en büyük gösteriler bile, en masum, en tahammülsüz rastlantıların akıntısına kapılabilir.

Bu, benim büyük bir kibirim olarak da görülebilir. Her şeyin matematiksel bir zarifliğe ulaşması gerektiğine dair o eski, ehliyetli akademisyen zihniyetim. Oysa saha kenarındaki tribün, bazen matematik değil, ham duyguyla yönetilir. Ve o duygusal hamlık, bazen o ince ayarı kaçırır.

## Tribün ve Klavyenin Yankısı

Şimdi bu yazıları yazarken de aynı çatışma yaşanıyor. Klavye üzerindeki kelimeler, o tribün heyecanının filtrelenmiş, belki de gereğinden fazla analiz edilmiş halleri. Bir olayı yazıyorum; oysa o olayın içindeki o beklenmedik, o müziğin ritmine uymayan küçük sapmayı, bütün ihtişamının altında ezilmiş bir detay olarak bırakıyorum.

Belki de benim öğrenmem gereken ders, o ihtişamın devamlı olarak *oluştuğu* gerçeğini kabullenmek değil, o ihtişamın bazen de arada bir, tamamen kontrol dışındaki o tozlu, rastgele gelen parçalara teslim olabileceğini kabul etmek olmalı. Her hikaye, bütün parçalarıyla mükemmel bir müze vitrini gibi durmak zorunda değil. Bazen bir sahne, sadece geçip giden, aceleyle bırakılmış bir not gibi oluyor. Ve bu da, belki de benim en büyük eksik noktamdı; mükemmeliyetçilik uğruna, hayatın o güzelim, kusurlu aceleciliğini görmezden gelmek.
